İçeriğe geç

Kullanım sürelerine göre menüler kaça ?

Kullanım Sürelerine Göre Menüler Kaça?

O Günü Hatırlıyorum

Bir gün, Kayseri’nin o tipik, gri sabahlarından biriydi. Havanın soğuk olduğu kadar, biraz da içimi burkan bir sabah. O kadar yoğun bir gündü ki, hem içimdeki karışıklığı hem de kalbimdeki derin boşluğu hissettim. Her şey rutin, her şey planlıydı ama bir şey eksikti. Hep böyle hissettiğimde, çözüm olarak en sevdiğim kafeye gitmeyi tercih ediyorum. Her şey orada biraz daha netleşiyor. Ya da öyle olduğunu düşünüyorum.

Biliyorsunuz, bazen günlerinizin arasında bir an gelir, her şey aynı hızla geçer, ama o an bir anda her şeyin anlamı kaybolur. Bu benim o anımdı. Saatlerden birinde, bir sabah kahvesini içmiş bir şekilde, kafenin köşesinde yerimi aldım. Oturduğumda masanın üzerindeki menüyü fark ettim. Ama bu menü sıradan bir menü değildi. Her şey, o an içinde olduğum duygusal boşluğa, kaybolmuşluğa o kadar uygundu ki.

“Kullanım Sürelerine Göre Menüler Kaça?”

Menüde her bir yemeğin yanına bir “kullanım süresi” eklenmişti. Hani, taze olduğunu bildiğimiz yemekler vardır ya; ya da geçen zamanla eskiyen, lezzetinden kaybedenler. İşte o menüde de her bir yemeğin üzerine “bugün son gün” ya da “3 gün sonra tavsiye edilmez” gibi yazılar vardı. Başta bunu fark etmedim. Ama bir süre sonra gözüm, kullanım sürelerine takıldı.

Bir anda her şey, kafamda bir senaryo gibi dönmeye başladı. “Menüler kaça?” diye düşündüm, ama “Menüler kaça?” yerine “Benim kullanım sürem ne kadar?” diye soruyordum kendi kendime. İşte o an, o masada, bir yudum kahvemi içerken bu basit menü, bana hayatın nasıl hızla geçip gittiğini hatırlattı.

İçimdeki boşluk yine büyüdü. Ve bu, düşündükçe daha da büyüdü. O menüdeki yemeklerin kullanım sürelerine bakarken, belki de en başından beri, hayatımın da bir kullanım süresi olduğunu fark ettim. Ne kadar kaldı? Nereye gidiyorum? Bu kadar süreyi, her şeyin farkında olmadan mı geçireceğim?

Hayal Kırıklığı ve Yeniden Başlama İsteği

O an kafedeki garsona baktım, menüdeki “son kullanma tarihi”ni gösterdim. Gözlerindeki ifadeyi gördüğümde, gözlerim doldu. Çünkü o da bir insan gibi hissediyordu, belki de benim gibi bir sabahın o karamsar havasında kaybolmuştu. İçimdeki hayal kırıklığı, sanki her şeyin taze olamayacağını anlamıştım. Hayat da öyle değil mi zaten? Ne kadar taze, ne kadar yeni kalabilir ki? Her şeyin bir sonu var, bir noktada eskir. Bu kaçınılmaz.

Ama, işte bu hayal kırıklığı beni yavaşça tekrar hayata döndürdü. Çünkü bir şey fark ettim: Bir şeyin son kullanma tarihi ne olursa olsun, onun anlamı zamanla azalmaz. Yani, bir şeyin değeri, yalnızca kullanım süresine değil, nasıl kullanıldığına bağlıdır. O menüyü bir kez daha inceledim. Gerçekten, her yemeğin son kullanma tarihi, ne kadar süredir burada olduğu önemli değildi. Asıl önemli olan, onu almak için doğru zamanı beklemekti.

İçimdeki insan, hayal kırıklığına karşı koymaya başlamıştı. “Belki de hemen yenisini sipariş etmek yerine, şu anki tadı biraz daha hissedebilirsin” diye düşündüm. “Belki bu bir geçiş dönemi, belki de bir şeylerin eskimesine izin vermek, gerçek anlamda tadını çıkarabilmek demek.”

Geçmişin Tadını Çıkarmak

Menüdeki yazılar, zamanla daha farklı anlamlar taşımaya başladı. “Bugün son gün” demek, aslında bir şeyin değerini bilmek anlamına geliyordu. Her anın geçici olduğunu kabul etmek, ona değer vermek anlamına geliyordu. O an, hayatın bana sunduğu fırsatları fark etmeye başladım. Belki de hayat, her bir şeye “kullanım süresi” koyarak, bizlere zamanın kıymetini hatırlatıyordu.

İçimdeki mühendis “bunu bir tür süreklilik meselesi olarak gör” derken, içimdeki insan “ama geçiciliği de kucakla” diyordu. Duygusal bir keşmekeşin tam ortasında, bir an bile olsa huzuru bulmak, belki de en büyük mutluluktu. Şimdi düşündükçe, o anı o kadar içten yaşadım ki. Gözlerimden süzülen birkaç damla yaş, bana o kadar anlamlı geldi ki; bir şeyin son kullanma tarihi olsa bile, o şeyin sundukları hâlâ değerliydi.

Bir Fırsat Daha

Kafedeki garson yine yaklaştı ve menüyü önümden aldı. Gülümsedi, ve “Yenisi var mı, isterseniz?” dedi. O an fark ettim, kullanım süresi dolmuş bir şeyin yerine hemen bir yenisi konabilir, ama geçmişin tadını kaybetmeden yaşamak da mümkün. Her şey, değerini bilmekle ilgiliydi. Hayat, tıpkı menüler gibi, her an taze ya da eski olabilir; ama önemli olan, her anın içindeki tadı tam olarak almak.

Bazen, bir menüdeki “kullanım süresi” bizim hayatımızdaki anlamlı anları görmek için bir fırsat sunar. Çünkü bir şeyin bitişi, başka bir şeyin başlangıcını da işaret eder. O günü hatırlıyorum, kahvemi bitirip kafeden ayrıldığımda içimde küçük bir umut vardı. Bu hayatın “kullanım süresi” de sonsuz değil, ama o kadar kıymetli ki.

Peki, sizce hayatın “kullanım süresi” ne kadar? Ne zaman anlamını kaybetmeye başlıyor? Yorumlarda düşüncelerinizi paylaşın!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
https://tulipbetgiris.org/elexbett.net